ALTMIŞ YAŞ LİRİKLERİ
I/SIKILMAK
En azından çiçek açmış, hiçbir şey olmamışsa çiçek açmış
Demek yaşıyoruz, hâlâ sürüyor bu saçmalık, bak çiçek açmış
Demek ölmemişiz, demek her şey bitmemiş henüz
Yalnız da, yaşlı da, yoksul da olsak, yoksul da olsak
Yaşıyoruz demek, demek çekilecek çok acı var daha
Sürülecek tarla, ekilecek tohum şuraya buraya
Evet, ama sıkılacağız, ahşap raflardaki tozlar gibi
Sıkılacağız, daha çok sıkılacağız, masa başında
Bak ne tuhaf, sıkılır mı insan hiç elinin altında kâğıt kalem
Ya nasıl sıkılır insan siyah beyaz, üçgen içinde dörtgen
Sıkıntıdan kuyruğunu yer yılan, ırmak sıkıntıdan bulanır
Ah, ateş tarlasında gelincik, açmadan solar sıkıntıdan
Ah evet, çiçeklerden gelincik sıkılır en çok en çok
İnsan gözünü dört açmazsa bu dünyada ölür sıkıntıdan
Sıkılacağız evet, daha kim bilir ne kadar, ne kadar
Ne kadar da belli sıkılmamızdan belli yaşadığımız hâlâ
Barış uğruna savaşmamızdan, sivri dilimizden belli
Özgürlüğe tutkumuzdan onu yitirme pahasına,
Şundan belli Nâzım dedi diye, dedi diye Nâzım
Gelecek için zeytin ağacı dikmemizden en son ânımızda
Demek yaşıyoruz henüz, delirmemizden belli çocuklar için
Delirme yetimizden, gelincik tarlasında ateş üflememizden
Bak açmış pembe beyaz, kuru bir yaz akşamında avuçların
Sıkılmış da okşuyor şafağı, geleceği olmayan yorgun şafağı
II/BİZ OLMASAK
Sıkılsak da boş durmuyor içimizdeki delişmen çocuk
Yeri geliyor sövüyor neresi gelirse, gidiyor çağrıldığı her yere
Kim çıkar alanlara biz olmasak soğutmadan arayı
Kim seyreltir acıyı aşkla maşkla karıştırarak
Kim mezar başlarında kaldırır yumruklarını biz olmasak
Kim taşır haykıran o pankartları kızıl meydanlara
Biz olmasak kim yığılır üst üstü kurşunlarıyla hainlerin
Biz olmasak kim sürer atlarını şaha kaldırarak
Çok ıraklara sapa yollardan, izinsiz hiçbir erkten
Ağzı köpüklü devrim atından düşse de yeniden yeniden
Kim okur kim yazar, öksüz kalır onca yapıt
Kim tükürür suratına zalimin, kim üfler yüreğine korkanın
Demek yaşıyoruz hâlâ camları buğulandıran soluklarımızdan belli
Kim ağlar koyup meyhane masalarına başını
Kim tas tas hüzün ısmarlar karşı masalara yüreğine kıyıp da
Hâlâ yaşıyoruz demek küfrü meze yapmamızdan belli
Bir yoksul ömrü meze yapmamızdan belli rakıya
Belli belli kalkıp gidenlere eyvallah etmemizden belli
Ummamızdan belli hâlâ bu yaşımızda
Çıkrık başına oturup eğirmemizden belli sevinci
III/HÂLÂ
Yaşıyoruz şundan belli, her gün yeniden yeniden
Kendimizle bir düelloda bulmamızı kendimizi
Saç sakal bırakıp, koyu gözlükler takmamızdan
Çaldığımız ıslıktan belli dikenli tellerin ötesine
Çok değilse de var daha yiyecek kuru ekmeğimiz
Birkaç zeytin, biraz beyaz peynir, bir dilim kavun masamızda
En azından çiçek açmış, hiçbir şey olmamışsa çiçek açmış
Sıkılmamıza aldırmayan bir yanık karanfil
En ilgisiz anlarımızda durup durur başucumuzda
Uyuyup uyanmamızdan belli delik deşik düşlerden
Yürek atışlarımızdan karanlığın ortasına patlayan
Hâlâ utanılacak günahlar, yargılanacak suçlar hâlâ
Demek yaşıyoruz hâlâ acıkmasından belli bedenimizin
O en ateşli sevişmelerden sonra koyup gitmemizden
Çiçek açmış bir sevgiliyi bırakıp ardımızda deli gibi
Bir papatya tarlasında kor gibi gelincik hey yavrum
Ürpertmesinden serin bir ilkyaz yelinin
Buruk da olsa gülümsememizden belli şuna buna
Durup dururken kasılmamızdan bir kahkahanın ortasında
Çatılması kaşlarımızın en küçük bir haksızlığa
Şiir dokunuyor ya; müzik de öyle, resim de dingin yüreğimize
Düşülkeler düşlüyor; hâlâ, demli çaylar, sade kahveler içiyoruz
Yol yordam öğreniyor, insan içine çıkıyor, sofralara oturuyoruz
En çok da hâlâ rakının âlâsını aramamızdan belli, yaşıyoruz
Yani yaşamak dediysem eskisi gibi her ânı dolu dolu da değil
2020/2021 Çeşme, Muammer Karadaş
