YENİ ŞİİRLER 8

ALTMIŞ YAŞ LİRİKLERİ

I/SIKILMAK

En azından çiçek açmış, hiçbir şey olmamışsa çiçek açmış

Demek yaşıyoruz, hâlâ sürüyor bu saçmalık, bak çiçek açmış

Demek ölmemişiz, demek her şey bitmemiş henüz

Yalnız da, yaşlı da, yoksul da olsak, yoksul da olsak

Yaşıyoruz demek, demek çekilecek çok acı var daha

Sürülecek tarla, ekilecek tohum şuraya buraya

Evet, ama sıkılacağız, ahşap raflardaki tozlar gibi

Sıkılacağız, daha çok sıkılacağız, masa başında

Bak ne tuhaf, sıkılır mı insan hiç elinin altında kâğıt kalem

Ya nasıl sıkılır insan siyah beyaz, üçgen içinde dörtgen

Sıkıntıdan kuyruğunu yer yılan, ırmak sıkıntıdan bulanır

Ah, ateş tarlasında gelincik, açmadan solar sıkıntıdan

Ah evet, çiçeklerden gelincik sıkılır en çok en çok

İnsan gözünü dört açmazsa bu dünyada ölür sıkıntıdan

Sıkılacağız evet, daha kim bilir ne kadar, ne kadar

Ne kadar da belli sıkılmamızdan belli yaşadığımız hâlâ

Barış uğruna savaşmamızdan, sivri dilimizden belli

Özgürlüğe tutkumuzdan onu yitirme pahasına,

Şundan belli Nâzım dedi diye, dedi diye Nâzım

Gelecek için zeytin ağacı dikmemizden en son ânımızda

Demek yaşıyoruz henüz, delirmemizden belli çocuklar için

Delirme yetimizden, gelincik tarlasında ateş üflememizden

Bak açmış pembe beyaz, kuru bir yaz akşamında avuçların

Sıkılmış da okşuyor şafağı, geleceği olmayan yorgun şafağı

II/BİZ OLMASAK

Sıkılsak da boş durmuyor içimizdeki delişmen çocuk

Yeri geliyor sövüyor neresi gelirse, gidiyor çağrıldığı her yere

Kim çıkar alanlara biz olmasak soğutmadan arayı

Kim seyreltir acıyı aşkla maşkla karıştırarak

Kim mezar başlarında kaldırır yumruklarını biz olmasak

Kim taşır haykıran o pankartları kızıl meydanlara

Biz olmasak kim yığılır üst üstü kurşunlarıyla hainlerin

Biz olmasak kim sürer atlarını şaha kaldırarak

Çok ıraklara sapa yollardan, izinsiz hiçbir erkten

Ağzı köpüklü devrim atından düşse de yeniden yeniden

Kim okur kim yazar, öksüz kalır onca yapıt

Kim tükürür suratına zalimin, kim üfler yüreğine korkanın

Demek yaşıyoruz hâlâ camları buğulandıran soluklarımızdan belli

Kim ağlar koyup meyhane masalarına başını

Kim tas tas hüzün ısmarlar karşı masalara yüreğine kıyıp da

Hâlâ yaşıyoruz demek küfrü meze yapmamızdan belli

Bir yoksul ömrü meze yapmamızdan belli rakıya

Belli belli kalkıp gidenlere eyvallah etmemizden belli

Ummamızdan belli hâlâ bu yaşımızda

Çıkrık başına oturup eğirmemizden belli sevinci

III/HÂLÂ

Yaşıyoruz şundan belli, her gün yeniden yeniden

Kendimizle bir düelloda bulmamızı kendimizi

Saç sakal bırakıp, koyu gözlükler takmamızdan

Çaldığımız ıslıktan belli dikenli tellerin ötesine

Çok değilse de var daha yiyecek kuru ekmeğimiz

Birkaç zeytin, biraz beyaz peynir, bir dilim kavun masamızda

En azından çiçek açmış, hiçbir şey olmamışsa çiçek açmış

Sıkılmamıza aldırmayan bir yanık karanfil

En ilgisiz anlarımızda durup durur başucumuzda

Uyuyup uyanmamızdan belli delik deşik düşlerden

Yürek atışlarımızdan karanlığın ortasına patlayan

Hâlâ utanılacak günahlar, yargılanacak suçlar hâlâ

Demek yaşıyoruz hâlâ acıkmasından belli bedenimizin

O en ateşli sevişmelerden sonra koyup gitmemizden

Çiçek açmış bir sevgiliyi bırakıp ardımızda deli gibi

Bir papatya tarlasında kor gibi gelincik hey yavrum

Ürpertmesinden serin bir ilkyaz yelinin

Buruk da olsa gülümsememizden belli şuna buna

Durup dururken kasılmamızdan bir kahkahanın ortasında

Çatılması kaşlarımızın en küçük bir haksızlığa

Şiir dokunuyor ya; müzik de öyle, resim de dingin yüreğimize

Düşülkeler düşlüyor; hâlâ, demli çaylar, sade kahveler içiyoruz

Yol yordam öğreniyor, insan içine çıkıyor, sofralara oturuyoruz

En çok da hâlâ rakının âlâsını aramamızdan belli, yaşıyoruz

Yani yaşamak dediysem eskisi gibi her ânı dolu dolu da değil

2020/2021 Çeşme, Muammer Karadaş

Yorum bırakın