NE UZAK NE YAKIN
Uzak, karanlık, yoğun, ısınıyor
Beklemiyor kimse, çoktan ıradı diye
Oysa iki kişi arasında, iki kişiden birini
O bir tansık oysa umulmaz bir anda
Akşamdı sabahtı, yazdı kıştı; salındı
Çok yoğun, bakarken içeriden dışarıya
Kırılgandı kemikleri güve yemiş aşkların
(Hiç dostum olmadı eski aşklarımdan)
Uzardı kısalırdı, ateşlerde sınanmıştı
Sövgülerle anlamlanmıştı gölgelerde
Uslanmaz bir hayalet, alacakaranlık sevisi
Yakındı; solurdum, terlere börterdi
Eğri büğrü bir çizgiydi, seslerimizden örülü
Kısacık bir tarihti, az gitmiş uz gitmemiştik
Ucu yitik yumak, kördüğüm olmuş sokak
Tökezlemiş kısrak düşülkeye varamadan
Çok yakın çok uzak, elbirliğiyle ıpıslak
Karanlıktı duvarlar, ses vermezdi herkese
Suçtu, karanlıkta oluşurdu veya mayısta
Çoğunca iki veya üç kişi arasında eliptik bir düzlemde
Git deriz gitmez, kal deriz kalmaz kızgın bir makas
Durur aşkla ayrılık arasından kızgın bir makas
Durur etle kemik arasında, sabırsız ve uslanmaz
Uygarlık güldürmez içinden geçeni ne uzak ne yakın
Hele gözlüklüysen, tıraş olmaya zamanın olmamışsa
Uygarlık nasıl utansın, ne gölgesi var ne de yansısı aynalarda
Taze bir çörek gibi parlaktı, uzaktı hem de nasıl yakın
O şimdi yılkı, karanlıktan sonra aydınlıktan önce
Çifteler durur boşluğu kızıl bir kuğuyu anımsayarak
Karanlığın liflerinden örülmüş çağdışı bir sepet kim bilir
Gezinir belki Nil’de, üç ölü arar onu, çoktan konu dışı
Şubat 2021, Çeşme Muammer Karadaş
